
| MERHABA AKDENİZ EDEBİYAT Hasan KIYAFET |
| “Sanat, içimizi bilim dışımızı onarır, süsler…” Sanatın amacı yaşamı güzelleştirmektir. Sanatın bir türü olan edebiyat, her ne kadar bir üstyapı kurumu ise de altyapıyı müthiş etkiler. Onun büyülü gücünden sadece iyiler güzeller değil, kötüler despotlar, krallar da çok yararlanırlar kuşkusuz. Kötü düzenlerini meşrulaştırmak için sanat ve edebiyatı tepe tepe kullanırlar. Tarihin bize büyük komutanlar, yöneticiler olarak tanıttığı ünlülerin yanlarında (vaka-nüvist) adı altında hep birer tarihçi yani yazar vardır. Bunların görevleri emrinde bulundukları yöneticileri överek göklere çıkartırken, bir yandan da yanlışlarını, kötülüklerini filtre etmek, süzmektir. Hizmetlerinin karşılığında da bol bahşiş alırlar. Örneğin tarihçi Homeros’lar, Evliya Çelebiler söz konusu işlerin bilinen ünlü örneklerindendirler. İskender’in Hindistan’a kadar genişlettiği imparatorluğu anlatılırken, İran’da, Makedonya’da kılıçtan geçirttiği binlerce insandan hiç söz edilmez. Bütün tarihçiler gerçekte birer dolaylı edebiyatçıdırlar. Din kitapları da dönemlerinin birer edebi eseri değil midirler? Daha çok şiir, destan türü bir anlatım biçimi ile yazılışları da rasgele bir olgu değildir. Dümdüz yazılsalar kesin bu kadar etkili olamazlardı. En azından ezberlenmesi, akılda tutulması zor olurdu. Demek ki edebiyat, savaşlardan tutunuzda dine, siyasete ve özellikle ekonomiye kadar birçok alana el atmıştır. Daha doğrusu sanat hayatın her alanında etkin bir biçimde vardır. Çünkü o çağlardır bilinen etkin bir eğitim aracıdır. Sömürü ise eğitimle doğrudan ilintilidir. Amaçlı ve sürekli bir eğitim olmadan herhangi bir sistemi ayakta tutmak olanaksızdır. Burada akla bir soru gelir. Böylesine etkin bir kurum olan sanat ve edebiyat yaşamı neden güzelleştirmez? Ya da yeterince güzelleştiremez.? Sanat mı sanıldığı kadar etkin ve güçlü bir kurum değil, yoksa biz mi onu iyi değerlendiremiyoruz? Bu düz mantık elbette bizi sağlıklı bir sonuca götüremez. Çünkü her ekonomik sistem kendi sanat ve edebiyatını yapar ve yaşatır. İşine yaramayan hiçbir güzelliğe gönlü ile geçit vermez. Anca kendi iç çelişkisi gereği elinde olmayarak ipin ucunu kaçırdığı zamanlar olur. Şöyle de diyebiliriz: Doğanın diyalektiği onu kendi keyfine bırakmaz. İki ayağının üzerine yürümeyi başarmış olan insanoğlunun içinden Marks-Engels gibi, Lenin-Mao gibi sırayı bozanlar çıkar. Bu serdengeçtiler sadece sırayı değil, binlerce yıllık ezberi de bozarlar. İşte o zaman ezenle ezilenler arasında kızılca kıyamet kopar. En etkin silahları ile saldırırlar. Ezenler sayıca azdırlar ama örgütlüdürler. Ellerinden çağların bulunmuş en etkin iki silahı olan iş-ekmek ile sanat ve edebiyat vardır. Birisiyle midelerini, ötekiyle beyinlerini aç bırakırlar. Söz konusu iki silahı halen tepe tepe kullanmaktadırlar Sömürenler her köye bir karakol kuramadığı, her bireyin peşine bir polis takamadığı için günümüzde kendi açılarından bir açmazdadırlar. İşte burada sanat ve edebiyatı imdada çağırırlar. Daha doğrusu kendi denetimlerinde olan sanatı devreye sokarlar. Bu ağrısız acısız bir uyutma operasyonudur. Akla gelmedik masallar, hesapsız numaralar uydururlar. Herry Poterler, Yüzüklerin Efendileri, uzay hurafeleri, Mısır Piramitlerini koruyan cinler, Hint Fakirlerinin ateş üstünde yürüyüşleri, Pamuk Prensesin altın yürekliliğine dikkatleri çekerler. Hiçbir şey bulamazlarsa, çiğ cinselliklerle insanlara kendi göbeklerini seyrettirirler. O da olmazsa Postmodern Edebiyat denen ince bir işçi sınıfı düşmanlığı piyasaya sürerler. Konuyu, özü reddeder, varsa da yoksa da biçim derler. Dünyada ve yurdumuzda halen sermayenin manyetik alanının dışında kalmayı başarmış namuslu aydınlar ve sanatçılar vardır. Bunlar dar olanaklarla kimi zaman yerel bir radyo, kimi zaman haftalık, aylık dergi, gazetelerle bir erdem savaşı vermekteler. AKDENİZ EDEBİYAT’IN da böyle bir görev üstleneceğine inanıyorum. Başkaca başarılar dilemekten öte ne diyebilirim ki!.. |